30 10 2011

Anladım Sevgili


Gözlerinde telaş...
Anladım sevgili gideceksin.
Bırak o zaman uzasın gece,
Son değişiyse dudaklarına dudaklarımın,
Bırak veda etsinler birbirlerine, özgürce.
Anladım sevgili,
Üryan, yalınayak,
Geçen yılları hiçe sayarak,
Gideceksin biliyorum,
Kendini bende bırakarak...
Ellerindeki ürkeklikten anladım.
Tıpkı ilk günkü gibi,
Çıplakken utanmandan,
Bitti belli,hiç bitmez sandığımız.
Kapatalım ışığı,
Görünmesin ağladığımız..
Neyi kurtarabilirim, bilmiyorum,
İndirsem suya yüreğimin filikalarını?
Anladım sevgili,
Yetti beklediğin
Benimle batmak yerine,
sen de terk edeceksin...
sinan özçaylak

Şimdi Ne Desem Kar Yağıyor


Sana anlattıklarım neleri susuyor bir bilsen
Ve anlatmadıklarım neleri söylüyor…”
Boğazımı yırtarcasına susuyorum
Ya verilmekten yıpranan cevaplardayım
Ya sorulmamaktan solan sorularda
Sen ıslatmasını bilmeyen bir yağmur oldun her akşam
Ben ıslanmasını bilmeyen ahmak
Bu yüzden aşık olamadık sırılsıklam
Pimi çekilmiş coğrafyalarda
Zaman ayarlı bir aşkın en tesirsiz parçasıydım
Ve ben günah şeridinde hatalı sonlanandım
Az gittim… uz bittim… hiç geldim!!!
Uyurken bile uykusuzluk akan gözlerinde
Kaçan trenlerin hesabını istasyonlara kesen
Kalabalıkta unutulmuş bir yalnızdım
Kendine kaçak yolcular bindiren…
Her yolcu da kendini ihbar eden!
Kalbime girmek tehlikeli ve yasaktırlarla
Yaşamamaya kalkışıyorsun hayata
Ve ben senden yırtılma bir yelkenle
Aynı yöne gittikçe aynı yere geldim
Sonumu baştan yazdım;
İçimde hala bana ilk aldığın acım!
Gece, sabahı da siyah kusuyor üstüme
Aklıma yaprakların dökülüyor
Bugün aklımda sen vardın;
Aklımı karıştırmadım!
Artık biliyorum…
Aşk bir intihar saldırısıdır;
yalnızca iki kişinin öldüğü!
Aşka nişan alıp ayrılığı ıskalayan acemi
Hala gözlerinde kalp kapaklarım
“Seni almadan içimden nasıl giderim?”
Ve sen kaç kez bu hırsla sevildin
Koca koca kışları;
Kısa kısa şubatları biriktirdin…
Susku sınanmamış bir ustura gibidir
Susardın…
İç denizine sığınmış gemileri yakan bir limandın
Bak şimdi gönülsüz gittiler senden;
Gönlünü çaldıkların !!!
Yazmadıklarından korkarsın
en çok yaşadığın hiçbir şey de
Ve adın gibi bilirsin;
Aramayı unutan bulmayı öğrenemez
Bugünler dünlerinden utanıyorsa
Hiç yarın olamayacaklar
Şimdi ne bugünsün ne de yarın
Olsa olsa sadece bir yarım;
Ya da eksilen yanım!
An kaybından ölen zaman
Senden daha katilini bulamadı kendine
Gelseydin eğer kendimi bile kovardım yanımdan
Gelmedin yine kendimsiz kaldım ardından…
Dünyanın bütün dillerinde sustum ve bir şair bıraktım geride
Ekmeğini aşktan çıkaran!
“Sustalı bir aşk senin ki
Sesinle çıplaklaşıp suskunluğumla giyiniyorum”
Korunak sandığım tüm senlerde
İçimde yoktan başka bir şey kalmadı
Ruh ölünce cesedi beden taşıyor sırtında
İki büklüm acılarla …
Patlasam her yere acı sıçrayacak biliyorum
Patlamamaya hazır bir bomba oluyorum
Ben mi çok yorgundum sen mi çok dinç?
Bende mi eksikti sen de mi fazlaydı sevinç?
Dilsizler yalan söyleyemez anladım,
Ya ben konuşamadım ya sen sağırdın!
Her şeye rağmen bana öyle çok sığdın ki
İçimde kimseye yer bırakmadın
Bildiğim; Ağaç misali toprağa bağlandıkça gökyüzüne uzamak
Çelişkim; Giden bir tren de kalanların şarkısını haykırmak
Hangi dil kendini kandırabilir ki?
Aşk bir suç değil mi ;
Her defasında kendini ihbar edip yakalatan.
Ve en saf ihanet, kendi ihanetine kanan
Senin gibiler vakitsiz susan aşkı severler
Seni bu kör kuyulardan salan neyin şarkısıysa
Gözlerinin kahvesinden içtiğimde oydu
“Şimdi eksilen her yanıma adını verdim
Bu yüzden güzelim ben…”
Dudağını düğümlediğim fırtınaları 
kopardım sonunda bir bardak suda
Ben hancı sen soncu
Sana dayanamadı bıçak kemiğe dayandığı kadar
Elbette unuturum sonunda
En fazla bir mevsim ağlarım
Alışırım yalancı baharlara ama;
Ama yine de biri beni kandırsın yokluğunda
Sen bu şiiri okurken ben başka bir şiir de olacağım
Başkasının kollarında da 
senin yollarını adımlamak varmış meğer
Sana anlattıklarım ne çok şey susuyor
Ve sustuklarım neler söylüyor
“Gittin değil mi?
Şimdi ne desem kar yağıyor…”



kahraman tazeoğlu

PERDELERİ KAPAT

29 10 2011

Demek şimdi gidiyorsun

 

Demek şimdi gidiyorsun;
Yazdığımız son şiir öyle yarım kalacak!
Demek şimdi gidiyorsun; 
Kuşlarımız acıkacak,
saksılarımız artık sulanmayacak!
Demek öykümüzü bir ruj lekesi gibi yapıştırıp
aynanın sahtekâr yüzüne
-Oy benim yaralım-
Demek şimdi gidiyorsun;
Beni böyle toz gibi
dağıtıp merdivenlerin dibine!
Her şey tamam diyorsun,git…
Beni viran bir şehir gibi terket…
Haydi git!
Dışarısı ispiyon…Dışarısı ihanet…
Seni bir gören olmasın,dikkat et!..
 
Dostlukmuş…ölüme yürümekmiş…
Üstüne titremekmiş…vefaymış!..
Aşk dediğin,zavallı bir kapıyı duvara çarpıp
Çıkıncaya kadarmış!..
Bana komaz deyip
Sancını bir kilo rakıya gömsen de gece yarıları,
-Oy benim yaralım-
Asıl sancı,uyandığında
Bütün odaları boş görünce koyarmış!.
 
Artık bitti diyorsun,git..
Kırılsın kapı-çerçeve,kırılsın bu cam..
Sorma git!
Dışarısı panik..dışarısı izdiham!
Biliyorum,seni vuracaklar bu akşam…
 
Kendini arıyorsun,git..
Aptal bir hayat kur,içinde beni barındırmayan
Kalma git..
Dışarısı barut..dışarısı gardiyan!
Yine bir tek ben olurum sana parçalanan..
Demek şimdi gidiyorsun;
Sonunda bizi de çökertiyor bu kancık zelzele!
Demek şimdi gidiyorsun;
Yıkılan bir duvar gibi;
ömrüme devrile devrile..
Demek mecburi istikametlerin,
Ayrılığı gösteren o adaletsiz kavşağında
-Oy benim yaralım-maralım
Demek şimdi gidiyorsun,
Ve bana bir tek secenek kalıyor:güle güle!
 
Beni öldürüyorsun,git..
Kalmasın sende kahrım,kalmasın derdim
Bakma git
Kafamı yumruklayıp ardınsıra ağlarsam namerdim…
 
Yusuf HAYALOĞLU

SONBAHAR VEDASI



Bir Eylül şafağında, 
Şakaklarım tan yeri. 
Ne gitmelerin sarıyor bu şehri, 
Nede umarsız sonbaharın elleri.. 
Kırmızı besteler çalıyor, 
Piyanolar.. 
Tuşlar siyah – beyaz.. 
Adı üstünde sonbahar işte, 
Ardı kış, önü yaz. 
Ne yazın merhemi var sırtımda. 
Ne yazdıklarının. 
Yazdıklarım. 
Yazmadıklarım. 
Yazamadıklarımız 
Kurban edilmiş tapınaklarda, 
Susması için dudaklarımız. 
Kıpırtıdan eser yok gözlerde, 
Rüzgâr, 
Düşen yapraklar. 
Zaten kaderi bu, 
Her sonbahar düşer yapraklar.. 
Bir kaşık yağmur suyu.. 
Yeter susuyorum. 
Artık, 
Boğulasım var. 
Hoşçakal..



Ahmet TAŞYÜREK

SEVENLER İÇİN

 

Perdeleri kapat, 
sevgime tanık istemem
Işığı söndür, 
gel otur yanıma konuş
Ergeç anlaşacağız 
başka çaremiz yok
Sonra sevişeceğiz, 
bu düzen böyle kurulmuş
İstersen yine hep hayır de, 
olmaz de, ne çıkar
Her şey olacağına varıyor çaresiz
Yaşamak zorundayız, sen de biliyorsun
Öyleyse gel otur yanıma sevişmeliyiz
Durmadan sevişmeliyiz aslında
gece gündüz
Daima istekli aç, 
doymak bilmez, vahşi çılgın
Sabaha karşı koşu atları gibi yorgun argın
Yine de usanmış değil, 
pişman değil, bıkkın değil
Belki biraz sarhoş, biraz durgun, biraz uykulu
Ama her zaman ateşli, sabırsız, 
her zaman dolu
 
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

EYLÜLün acı hatırası


Sesin, sesime çığlık oluyor, 
Geceler bitmiyor sensiz, 
Doğan her güneşte seni bulmak isterken, 
Uçurum oluyor bana sözlerin. 
Uçurum oluyor bana gözlerin. 
Bir okyanusta kaybolmuş gibiyim. 
Sahipsiz bir filika gibi, 
Girdaplara kapılıyor yüreğim. 
Ellerimi uzatıyorum kurtar diye beni,
Ellerin tuzak oluyor gözlerin gibi, 
Oysa, gün doğumlarında hep seni bekledim. 
Gelip beni bulmanı istedim. 
Şimdi sen yoksun yanımda, 
Giderken bari gözlerini bıraksaydın bana, 
Oysa, sadece özlem bıraktın, 
Bende kalan bir resmin vardı, 
Onu da çok gördün bana,
Sana bu şiiri yazarken, 
Dudağımdaki sigaram bitiyor, 
Diğerini yakarken avurtlarım şişiyor 
Bir şarkı dilime dolanıyor, 
Kelimeler kifayetsiz kalıyor, 
Şarkı seni anlatıyor, 
Bir hüzün düşüyor yüreğime, 
Ellerimi kaldırıyorum gökyüzüne, 
Ya rab kurtar beni diye 
Bağırıyorum kararmış bulutlara…
Oysa şunu bilmeni isterim ki, 
Ben hep seni bekledim. 
Senin için geldim bu viran şehre,
Ellerini tutamadan gittin 4 Eylülde, 
Yalnız, eylülün acı hatırası kaldı bana, 
Ben seni beklerken 
Uçurum oldu gözlerin bana, 
Uçurum oldu sözlerin bana, 
Şimdi seni ilk gördüğüm anı hatırlıyorum da, 
Gözlerim doluyor ne olur beni anla, 
Beklerim demiştin bir ağustos sıcağında 
Fazla sürmedi, 
Ayrılık fermanını imzaladın bir anda, 
Her an döneceğin hayalini kuruyorum, 
Ekimin on altısında.
Sesini duymayalı çok oldu, 
Yüzünü görmeyeli sanki bir asır oldu 
Bir anda çektin beni dar ağacına, 
Sonra tekmeyi vurdun, 
Taburenin sağ bacağına.


emrah onar

SAKLASAM KOKUNU


CAM ŞİŞELERE KOYUP
SAKLASAM KOKUNU
ÇOK ŞEY Mİ İSTEDİĞİM....

bir avuç eylül

28 10 2011

SANA NEHİRLER SUNACAĞIM...

bir avuç eylül

Seni vazgeçilmez kılan


seni vazgeçilmez kılan
ne sineme döktüğüm
sen kokan saçların
ne bakışlarında kaybolduğum
eşsiz gözlerindi
seni vazgeçilmez kılan
varlığına sebep
sonsuz sevgi,
ve sevgiye barınak
sıcacık yüreğindi..

ARAYACAKSIN


Kolay olmayacak , 
elbette gideceksin , 
en fazla iki adım benden gideceksin. 
Sonrası olmasada unutacaksın. 
Unuttuğunu hatırladığında kanayacaksın , 
kana kana yokluğumu içtiğinde 
dudaklarında yapışmış bir pişmanlık olacağım. 
Elbette unutacaksın …, gittiğini! 
O zaman dönmek için hatırlayacaksın pişmanlıklarını. 
Hatta zehir zemberek suskularını kusup , 
kapalı perdelerini aralayacaksın gözlerinde, 
Göz kirpiklerinde inleyecek yağmurlar. 
Biraz çocuk kalacaksın , annesinden ayrı 
Babasını kucaklarında kaybetmiş 
bir çocuk kadar yetim kalacaksın Aşk’a. 
Elbette sen de geleceksin , 
En fazla iki mevsim geçecek gidişinden , 
Dünya küçük işte , 
bizliği yabancı kollara takmış 
bir sahil kıyısında karşılaşacağız, 
Hatta o giderken hatırlamadığın 
sahil kıyısından geçeceksin . 
Birazdan da o sinemadan geçeceksin. 
Yarım bırakılmış o film aklına gelecek ,
gözlerin coşacak. 
Gözlerin bütün coşkusuyla içine akacak. 
Susacaksın , 
Susmayı manaya bindirip, 
Bir elin hep telefonun ürkek tuşlarında olacak. 
Sonra çekip elini bütün öfkenle içine saldıracaksın.
Mavi denizler aklını alacak, 
uçurtmalar gözlerinden uçuşacak. 
Biraz hatırlayacaksın saçlarına sürdüğüm , 
dudaklarına gömdüğüm masalları. 
Biraz daha çocuk kalacaksın içine. 
Yıldızlara bakıp adımı hatırladığında
bir bir kayacak gözlerin. 
Dibe doğru eşkalini çizdiğin suretin yansıyacak. 
Uçurumlar serilecek yollarına. 
Hatta dur! 
Ayaklarını çek, düşeceksin. 
Düşmek için direneceksin , ağlayacaksın da. 
Biraz da özleyeceksin. 
Unuttuğunu sandığın anda yosunlaşacak taşlar, 
Ve bir şehir daha felç olacak gözlerinde.
Kaldırımlar taşıyacak ayak izlerini,
dar sokakları adım adım gezip 
gece gündüz nöbet tutan 
kaldırım üstü beklemeleri sorgulayacaksın. 
Beni er yada geç arayacaksın! 
Gözlerinin daldığı uçurumlarda. 
Beni en çok ölmek isterken hatırlayacaksın.
Evet gideceksin 
biraz daha gideceksin benden. 
En fazla yaranın kabuklaştığı zamana kadar 
göçeceksin içimden. 
Sonra ben başka şehirlerde 
masallar yazacağım , 
seni görmeden,duymadan 
sevmenin en ihtişamlı tadıyla öpeceğim gidişini! 
Gidişine selam veren kimsesizlerle takılıp , 
Herkesleşeceğim sende biliyorum. 
Başkaları hep sana 
gece fantezilerini anlatırken , 
sen benim düşlerimi özleyeceksin. 
Başkaları dokunmadan asla seni bırakmazken, 
benim nefesine bile dokunmadan 
uğurlamalarımı arayacaksın! 
Arayacaksın gece yatağının baş ucundaki
yokluğumu , 
Telefon ahizesindeki boşluğumu , 
Sessizliğimdeki sevişlerimi, 
Ölümüne beklemeleri! 
Ansız sayıklamalarında varlığımı!
Gözlerimdeki anlamları anlamsızlaştırdığın güne 
lanetler okuyup! 
Elbette hatırlayacaksın beni.
Beni en çok kendine geri döndüğünde arayacaksın.. 
Ve hüzzam bir şarkının esrik notasında, 
rüzgarın saçlarını yaladığında 
Kurak bir sessizliğin 
can koparan çığlıklarında arayacaksın!
Arayacaksın bir merhabanın bile soğukluğunda. 
Sigaraları yanan her adam biraz beni hatırlatacak, 
Sonra küfürler savurup, gideceksin yine.
Beni en çok kendine geri döndüğünde arayacaksın.. 
O kente gideceksin, daha sonra 
Sonrası sensin zaten.. 
FATİH KABA

26 10 2011

GİDERSEN


gidersen.... 
yokluğun uzar içimde 
gün doğumunda boğulur 
yıldız döker gökyüzü 
ay kararır 
ay sararır 
şavkı vurur yanlızlığa 
karanlık,...gözlerinin karasında kaybolur 
gidersen.... 
cemre düşmez payıma 
zemheriler yaz ayında üşütür 
ayrılık düşer yüreğime 
gözlerin düşer ellerime 
gözlerin,,gözyaşımda boğulur 
hasretin kor alev 
yüreğim kor alevde kavrulur 
gidersen..... 
boynunu büker sarı gül 
celladım olur gidişin 
sigara dumanında ölürüm 
bakışlarım terler 
kaçamak gülüşlerim kaybolur dudağımda 
çöl tutuşur ateşimde, çöl kavrulur 
vurgun yemiş yüreğim, sensizlikte savrulur 
gitme......
BİZ HER NEKADAR GİTME DESEKTE GİDECEKTİR...
GELMELER GİTMELER İÇİNDİR YA....
ELBET BİR GÜN, ELBET BİRGÜN BİTECEKTİR....


Mikayil Güngüt

geceden sabaha bir yolculuk

...

Ah hayatı şekillendiren saçların …

Geceden, sabaha bir yolculuk
Kapılsam nehir kokan gözlerine,
Boğulurmuyum sende?
 
Suya bırakılan bir iz gibi, al beni kendimden,
Dağ ardına düşen yıldırımlar kopsun içimde.
Bir kıvılcım düşürsün yüreğim yangınım ol...
Utangaç yanaklarıma uzansın ellerin,
Varlığım; kirpiklerine yaslanıp, umudu solusun.
 
Şimdi bayram sevinci taşıyan bir çocuğun yüzündeyim...
Kapı arasında çarpan bir yürek atışı...
Hoş gör dudaklarımın titrekliğini,
İlk düşürdüğü kelimesin.
 
Ismet BAYGIN

25 10 2011

YAĞMUR OLSAM


Sel taşkını bir akşamüstü 
Bulutları bağrına basan 
Ağaçlara sordum seni 
Yaprak rüzgarı tutmaz dediler 
Uzun uzun baktılar yalnızlığıma 
Yangın yeri bir yürek 
Bir de yağmur gösterdiler 
Ne olur şu yağmurların 
Birdenbire yağanı ben olsam 
Rüzgarı düğümlesem saçlarına 
Bir daha bırakmasam 
Öpsem kirpiklerini 
Süzülüp gözyaşlarına karışsam 
Çağlayıp aksam çağlayıp aksam 
Yüzündeki ırmaklarla geçsem ovaları 
Dudaklarında denizlere çıksam



adnan yücel

24 10 2011

BÖYLE BİR SEVMEK

BÖYLE BİR SEVMEK


Ne kadınlar sevdim zaten yoktular 
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir 
azıcık okşasam sanki çocuktular 
bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular 
böyle bir sevmek görülmemiştir.
Hayır sanmayın ki beni unuttular 
hala arasıra mektupları gelir 
gerçek değildiler birer umuttular 
eski bir şarkı belki bir şiir 
ne kadınlar sevdim zaten yoktular 
böyle bir sevmek görülmemiştir.
Yalnızlıklarımda elimden tuttular 
uzak fısıltıları içimi ürpertir 
sanki gökyüzünde bir buluttular 
nereye kayboldular şimdi kimbilir 
ne kadınlar sevdim zaten yoktular 
böyle bir sevmek görülmemiştir.











ATİLLA İLHAN

Ben güzel gözlü kadınları severim



Ben güzel gözlü kadınları severim
Bir de küçük ayaklıları, uzun boyluları
Hem nasıl severim, öyle severim işte
Terler avuçları, kesilir solukları
Ben mahzun kadınları severim
Yavru ceylanca kadınları, ürkekçe
Hem nasıl severim, öyle severim işte
Bilemezsiniz ne güzeldirler, öpüştükçe
Ben akıllı kadınları severim
Düşünen, az konuşan, çok bilen
Her yerde, her zaman nazı çekilen
Hem nasıl severim, öyle severim işte
İçimde büyük, sonsuz ateşler yanmalı
Ölümüm bile o kadının yüzünden olmalı

Ümit Yaşar Oğuzcan

TANIDIM SENİ


Seni yalnızlığından tanıdım 
Kirpikleri kırık çocuk 
Çiğneyip durduğun dudaklarından. 
Gözlerin küllenmiş yangın yeriydi 
Bir eylül göğünün bulut kümeleri 
Donuk bakışlarında; 
Hüznün nasıl da benziyordu 
Benim ilkgençliğime
Ellerinden tanıdım seni 
Yüreğinin yansısı tedirgin ellerinden. 
Bir uzak boşloğa yağmur yağıyordu 
-Anılardan anılara ince çizikler…- 
Yüzün bir türkü sonrasının 
Kederli dalgınlığında; 
Güldün mü, ben mi yanıldım, bilemiyorum 
Ağıt gibi bir alay dudak uçlarında 
Gücenik duruşundan tanıdım seni.
Seni kendimden tanıdım çocuk; 
Yüreği sürekli çiğnenen bir yol 
Gövdesi acılardan acılara köprü… 
Biraz öfke, biraz umut, çokça onur 
Olan kendimden. 
Eğildim öptüm yıkık alnından 
Uzaktın, kıyamadım sessizliğine 
Biraz daha dedim içimden, biraz daha; 
Gün olur, onuru güzel çocuk 
Acı da yakışır insanın yüreğine.
şükrü erbaş

22 10 2011

EĞER



Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa 
tanıklık etmiş olmasalardı eğer! !


Can Yücel